Eziklik Psikolojisi

Bazen utanç, bazen suçluluk, bazen yargılanma hissi,
Sıkışmışlık, sıkılmışlık hali
Ama kendi değil, oldurulmuş biri…
O içimizdeki binlercesi, kendi olmaya müsaade edilmemiş biri…

İlkokula başlamıştı başlamasına ama okul faaliyetleri için para istemişlerdi.
Orta halli bir duruma sahiplerdi ancak ilgisiz bir babası vardı..
Vermemişti o parayı…
Kendini sıkça müdür yardımcısının karşısında hesap verir bulmuştu bu yüzden…
7 yaşında kendinden menkul olmayan suçluluğu böylece defalarca kez tatmıştı..

Her ay hademe parası da istenirdi, onu da göndermezdi insafsız babası,
Bu yüzden çokça ismi anılmıştı para getirmeyenler listesinde..
Okul müdürü, veli ile çözemediğini çocukla çözebileceğini düşünmüştü belki de
Belki müdürlükten anladığı buydu..

Yerli malı haftasında kardeşiyle bir şey götürememişler ve yine ezilmişlerdi. Son anda annesi kocasından kopardığı parayla bakkala koşmuş ve elleri dolu dolu yetişmişti okula.
Bayram etmişlerdi iki kardeş.
Bugün bunu hatırladığında kendini çok sıkmış ama sonunda hıçkırıklara boğulmuştu.

Derken büyüdü, fakülteyi kazandı ancak kazandığı fakülte ikinci öğretimdi. Babası elin oğlu bedava okuyor, hayatta para vermem okula demişti. İlk kayıt parasını mecburen ve zorla almıştı ondan; ve o gün yemin etmişti babasından bir daha para istememeye.
Bu yüzden okurken geceleri kargoda çalışmıştı. Okul ve cep harçlığını oradan çıkarmaya çalışmıştı.
Hani babayla oğul arasında uçurumlar oluşuyordu ya işte bir nedeni de bu gibi durumlar değil miydi?
Bilet alacak kadar parası olmayınca arkadaşının bisikletiyle okula gidip gelmeye başlamıştı. 7 km lik yoldu her gün gittiği. Ancak bisikleti okula 2 km kala bir yere park ediyordu çünkü arkadaşlarının görmesini istememişti.
O bana bunu anlattığında aklıma Mehmet Akif Ersoy un ‘’ Tabanvay’’ hikâyesi geldi. Her gün trenle Sirkeci’den Halkalı’ya Baytarlık Mektebine gidip gelen bir öğrenciydi büyük şair. Öğrenciler o günlerde 3.mevkide yani en ucuz bölümde yolculuk yaparlardı. Uzun süre Mehmet Akif i trende görmeyen arkadaşları takıldılar ona; herhalde zenginleştin 1.mevkide seyahat ediyorsun diye. O da hayır tabanvayla geliyorum artık demişti. Fatih ten Halkalı ya her gün yaya olarak 18 km yol gitmek gelmek düşmüştü ona da.
Hani yokken çekilirdi ama varken yok olmaktı insana hep acı koyan..
Babalı yetim, anneli öksüz olmaktı insanı yıkan…
Varlıklı fakirlikti insanı çileden çıkaran…
Empatik olamamak veya anlayışsızlıktı aslında insanı ezik kılan..

Konuşurken söz hakkı vermemekti,
Söylediğiyle dalga geçmekti..
Küçük görmekti onu,
İhtiyaçlarını gör(e)memekti eziklik..
Bir çeşit hastalıktı eziklik.

İlacı mı?
Yeterince görebilmek,
Yeterince işitebilmek,
Yeterince hissedebilmek,

Ve en önemlisi ‘’yeterince değer’’ verebilmekti.

Mehmet Akif Aydın
Uzm.Psikolojik Danışman

I am going to use biology as the https://justbuyessay.com/ vehicle by which you will learn.

İntihar Psikolojisi ve Psikologun Duruşu

Bazen her şeyini kaybettiğinde,
Terkedildiğinde,
Bazen kendini çok değersiz ve işe yaramaz hissettiğinde,
Her şey üstüne üstüne geldiğinde,
Güven duyduğu insanlardan yaşanmayacak şeyler yaşadığında,
Çaresizlik ve ümitsizliğin zirvesinde,
Niye yaşıyorum ki diye düşünür insan…
Hedefler amaçlar yoktur artık… Aldığı her nefes boştur. Bazen aklını ciddi manada yitirir bazen de her anını hissede hissede gitmek ister…
İş olup bittiğinde eğer intihar gerçekleşmişse arkasında sayısız acı, tarifsiz hisler bırakır geride bıraktıklarına…
Daha dün konuşmuş selamlaşmıştık, nasıl yapar bunu, nesi vardı ki, hasta mıydı, Allah’ım neden o an yanında değildim, ne olurdu zaman geriye sarılsaydı ve ben onu hiç bırakmasaydım…
Sorular ve muhasebeler bitmez uzun süre…
Peki, biz psikoterapistler intihar düşüncesini açıklayan danışanlarımıza nasıl müdahale edebileceğimizi biliyor muyuz?
Kitaplara bakarsan der ki yasal olarak polise ve ailesine bildirmelisin. İyi ama bildirirsem bir daha bana nasıl güvenip gelecek? Bildirsem de bir ara yolunu bulup intihar edemez mi? Bildirmesem ben de suçluyum, gel de çık işin içinden… Kliniğe yatmalısın dersin, oldu gülüm daha iyi tavsiyen yok mu olur!
Öyle iki ucu kötü değnek ki psikolog için hem danışanı terapide tutabilmek hem de hayati varlığını devam ettirebilmek…
Ne yapmalı?
Şahsi tecrübeme dayanarak bugüne kadar uyguladığım yöntem intiharı imajinasyon (hayali) yöntemiyle tamamen yaşatmaktır. Çünkü Gestalt Teorisine göre tamamlanmamış her iş kişide stres yaratır, onu tamamlamak gerekir. Örneğin bir tatil programı yaptınız ama o gün ülke karıştı darbe girişimi oldu. O tatile gidemediğiniz için başkaları 100 tepki gösteriyorsa siz 200 tepki gösterirsiniz. Çünkü beyin bir işi tamamlayamadı.
İmajinasyon yöntemiyle intihar safhalarını teker teker sorarak yaşatmaya çalışırım. Örnek bir seans özetle şöyle geçmiştir danışanımla aramda;
– Şimdi intihar edeceksin, ne şekilde yaparsın?
– İple asarım kendimi
– Giderken bi mesaj bırakır mısın? Ne yazarsın mesajında?
– Aileme yazarım, kimse mesul değildir.
– Peki, tavandaki ipe bak ve tabureye çık, şimdi ipi boynuna geçir, bu esnada aklına neler geliyor?
– Çok yalnızdım, başaramadım yaşamayı, az sonra kurtulacağım
– Hazırsan tabureyi itebilirsin..
– İtiyorum
– Evet, çırpınışını görüyorsun, nefesin tükeniyor. Hayati faaliyetlerin duruyor..
Sonra ilk nasıl haber alınıyor senden, kimler geliyor?
– Kimse sormazdı herhalde 3 gün sonra kokudan girerlerdi içeri… Polisi, savcısı, kimlik tespiti, aileme bildirirlerdi.
– Evet, şimdi ipten indirildin, ambulansa bindirildin… Adli tıpta otopsin yapılıyor. Ve artık morgdasın… Ailen seni teşhise geliyor… İlk duyduklarında neler olmuştur sizin evde?
– Annem çıldırırdı herhalde, babam ve kardeşim şokta olurlardı…
– Şimdi senin son halini görecekler.. Onlar neler hissediyorlar…
– Kendilerini suçluyorlar, ne yaptık, neden tam değer veremedik, neden yanında olmadık onun diye ağlıyorlar. Ama bana samimi gelmiyor ağlamaları… İş işten geçtikten sonra bunları söylemenin anlamı yok. Ama kardeşim, kardeşim cidden çok yıkılır. O duygularında çok samimidir..
– Evet, hayatı boyunca abisinin intiharını unutamayacak ve çok üzülecek o.
Evet bazen bir kardeşin gözyaşı, bazen annenin derin hüznü, bazen babanın pişmanlığı kişiyi yeniden hayatta tutar. Hayali bile hayatta tutuyorsa gerçeği ne kadar değerlidir!
Böyle böyle mezara gömülene kadar devam ettiririm safhaları…
Bir sonraki seansta;
– Nasılsın bu hafta?
– Hocam çok tırsıttın beni valla, artık intihar etmem..
– Seni sağlıklı ve tek parça görmek çok sevindirici… Acıların yoğun, bunu biliyorum ancak hayatta kalarak bunların üstesinden gelebileceksin.
Bu şekilde zihin tamamlanmamış işi tamamlar ve o dosyayı çoğunlukla kapatır…
Aslında nedir mesele biliyor musunuz?
Kişi intihar etmek istemez, başkalarından kendi yokluğuyla intikam almak ister,
Kişi ölmek istemez, öldüğünde bari ne kadar ve kimler tarafından sevilebileceğini görmek ister… Kimler gerçekten arkasından gözyaşı döküyordur, bunu görmek ister… Bunun geri dönüşü ve şakası yoktur da basiret bağlanır bir şekilde.
Sevdiklerimizin kıymetini onları kaybetmeden anlayalım, hiç aramadığımız arkadaşlarımızı arayıp soralım şu alabildiğine yalnızlık pompalanan dünyada…
Sosyal medya iyidir güzeldir ama yüz yüze muhabbetin çeyreğini vermediği için akşam çayına, beraber yemek yapmaya gidelim… Anlatalım içimizdekileri…
Ne güzel diyordu Ayna bir parçasında;
Hayatta paylaşmaya değer,
Bildiğin bir sır varsa eğer,
Haykırıp dağlara taşlara,
Anlatmalıymış meğer…

Mehmet Akif Aydın
Uzm.Psikolojik Danışman

I dissertation explained that when you learn in my biology class you will not only know biology but you will know how to learn every other subject in which you are enrolled.

Kırık Cep Telefonu Psikolojisi

Geçen hafta cep telefonunu kırmış ve akabinde cep telefonuna soğumuştu. Neden dedi aslında sadece camı değişip kullanılabilirdi. Ama onda öyle olmuyordu. Soğuyordu işte…
Malumunuz üzere 28 Haziran 2016 tarihinde Atatürk Havalimanı bombalı saldırısında kızımla beraber yaralanmıştık. Hastane sürecinde ilkin kızım beni uzun süre görmek istememişti. Daha sonra beni kötü görmek istemediği için görmek istemediğini söylemişti.
Çok sevdiğim bir arkadaşım da hastaneye kadar gelmiş, eğer çok kötü görünüyorsa onu o halde görmeyeyim, hep aklımda iyi haliyle kalsın diye, odama girip girmeme konusunda tereddüt yaşamıştı.
İnsanız işte hep iyi olsun isteriz,
Hep sağlıklı,
Hep güleç,
Hep mutlu…
Oysa hayat iyi ile kötünün, güzelle çirkinin bir o yana bir bu yana savurduğu bir yer değil mi?
Bu şekilde gelişen duygunun bilinçaltı (bilinçdışı) nedenlerine baktığımızda;
1- Ebeveynlerimizin hastaya ve hastalığa bakış açısı bizim de bakış açımızı belirler. Örneğin anne babamız bir hasta ziyaretini matem havasında yapıyorsa çocuk bundan olumsuz etkilenir, normal bir havada hatta hastaya moral verecek şekilde yaklaşıyorlarsa çocuk hastaya moral vermeyi öğrenecektir.
2- Şartsız kabullenilme duygusunu yaşamamışsak biz de kendimizi ve insanları şartlı sevmeye başlarız. Örneğin sağlıklı ise, konuşurken yine espriler yapıyorsa severiz, sessiz sakin oturuyorsa sevmeyiz gibi..
3- Beyin güzel ve sağlıklı şeylerin devamını ister ve ölüm denen gerçeği zihninden hep uzak tutar. Oysa dünyada ölümden başkası yalan sözüyle de ölüm hep yanı başımızdadır; ha bir gün önce ha bir gün sonradır. Şifa hayattan, hastalıksa ölümdendir; yani biri yapım biri yıkımdır…
Çocuksu beynimiz (dürtülerin yönetildiği beyin bölümü, irade dışı ) bir şekilde hayatta kalmayı ister, bunun için hazları alır ve savaşır… Akılcı beynimize ise (Ön beyin bölgesi, iradeli) ölümü kendimiz tanıştırabilir, onunla barışabiliriz. Ya tanışmazsak?
# Sürekli hayatta kalma sanrısına kapılabilir, her ölüm karşısında çökkünlükler yaşarız,
# Hastalıklarımızı kabullenemez, neden beni buldu diye kendimize azap ederiz,
# Saçlarımız beyazladığında, yanaklarımız kırıştığında kendimizi artık sevemez oluruz,
# 50 yaşında 20 lik gençlere özenip onlara dalga malzemesi oluruz,
Bildiğim bir şey varsa gerçeği bilmek ve ona uyumlanmak insanı her zaman daha iyi ediyor içinde ne kadar acı barındırsa bile.
Babam ve Oğlum filminin de senaristi olan Çağan Irmak ın “Mustafa Hakkında Her Şey” adlı filminde Mustafa, doğuştan engelli bir abisi olan çocuktur. Babası bu yüzden onları terk etmiştir. Anne ise oğlu Mustafa’ yı korumak adına ona sürekli babasının bir işe gittiğini ve geleceğini söyler. Oysa Mustafa bir müddet sonra kandırıldığını ve idare edildiğini anlar. Artık Mustafa annesinden de duygusal olarak kopmaya başlamış ve içinde müthiş bir öfke olan insan halini alacaktır. Film başlı başına analize değer. O yüzden sonuna kadar izlemenizi tavsiye ederim…
Gerçeği göz ardı etmek, hayatı şartsız kabullenememek bize daha büyük acılar getiriyor aslında…
Gerçeği kabullenmek da bazen acı verir ancak onu sindirmek ve yönetmek herhalde insana daha iyi gelecektir…

Mehmet Akif Aydın
Uzm.Psikolojik Danışman

I further explained, you’ll get better grades than ever before in every https://essaydragon.com/ subject.

Haklılık Psikolojisi

Tatlıcı Ali Abi..
Haklıyım haklı , bence sen de haklısın..
O kadar çok yerde yatan, kanlar içinde çaresiz kalmış insan gördük ve zihinlerimiz öfke ile dolu iken birdenbire boynu bükük yerde kalmış kanı önünde seylap olmuş Tatlıcı Ali fotoğrafı yayıldı ve birçoğumuzun kalbi bir daha yandı…
Ne istemişlerdi garibandan,
Beş çocuk bakıyordu şerefiyle…
Biz öyle bir yerdeyiz ki gelenekle modernite arasında sıkışmış bir toplum olduğumuz için bu çatışmalar kaçınılmaz oluyor.
Modernite der ki seyyar satıcılık olamaz, gelenekler patateeees, domateesss diye mikrofonla bağırır. Hem seyyar olmaz deriz hem de kamyon arkasından kesmece seçeriz…
Fotoğraf ne kadar acıklı olsa da insan onuru bunu kabullenmese de sanırım bu çatışmalar devam edecek gibi. Çünkü ne olmaya karar verebilmiş bir uzlaşıda henüz değiliz..
Şimdi haklılık açısından Tatlıcı Ali Abi’nin, Orhan Gencebay ın Haklıyım haklı, bence sen de haklısın şarkısındaki gibi veya Nasrettin Hoca gibi herkesin haklı olduğu dünyaya bir bakalım…
İNSANLIK: Hiçbir insana gösterilen şiddet kabullenilemez, haklı…
ZABITA: İşimi yapmalıyım, haklı…
TATLICI ALİ ABİ: Bu benim ekmeğim, haklı…
DÜKKÂN SAHİPLERİ: Ben vergimi veriyorum, kira veriyorum, seyyar satıcı ne veriyor? Haklı…
İNSANLIK: Ne olursa olsun bir insanı dövemezsiniz…Haklı..
ZABITA: Görmediniz mi elinde bıçak vardı, baston vardı ve bize sallıyordu kendimizi korumak istedik. Biz ölseydik o anda bizim de çoluk çocuğumuz vardı. Haklı…
TATLICI ALİ ABİ: Tezgâhımı almak, kırmak hatta denize atmak istediler, kendimi o sinirle korumaya aldım. Haklı… (bıçak çekmeyi onaylamıyorum ancak insan kendini savunma refleksi ile dünyaya gelmiştir, duygularımız yoğun bir şekilde bizi esir alırsa en mülayim insan bile cinayet işleyebilir)
SOSYOLOG: Böyle olaylar daha büyük toplumsal krizlere neden olabilir, haklı..
İNSANLIK: Şiddete başvurmak yerine sana bıçak çekildiyse polisi çağırmalıydın.
ZABITA: Hiç kusura bakmayın polis molis gelmiyor böyle durumlara
defalarca kez çağırdık yetkimizde değil diyorlar, haklı… (Zabıtadan bu nedenlerle ayrılmış birinin yaptığı gerçek yorumdur)
TATLICI ALİ ABİ: 5 çocuğa bakıyorum, hırsızlık mı yapayım?! Haklı..
İNSANLIK: Keşke herkese ticaretini yapabileceği rahat imkânlar sunulsa, mesela bazı il ve ilçelerin vergi oranı daha düşük olsa da insanlar seyyar yapmasalar, haklı…
TATLICI ALİ ABİ: Keseme göre dükkan olsa, giderlerini karşılayabilsem ne işim var soğukta sıcakta volta atmaya, haklı..
ZABITA: Kim denetleyecek peki ne satıldığını, sağlıklı olup olmadığını, çocuğunuz bir şey alıp zehirlense kimse denetlemiyor bunları diye bağıracaksınız, haklı..
VATANDAŞ: Evet sağlıklı onaylı yiyecekler yesin evladım, haklı..
PSİKOLOG: Allah müstehakınızı versin, Bence hepiniz haklısınız…

Mehmet Akif Aydın
Uzm.Psikolojik Danışman

I was enthusiastic about the learning techniques that I was going to https://college-homework-help.org/ share with them.

Hanım Hanımcık Psikolojisi

Söz gümüşse sükut altındır dedi baba..
Derin bir sessizliğe gömülmeyi öğrendi..
Babanın yanında dikkatli konuş dedi anne..
Otoriteden korkmayı öğrendi..
Oturmana kalkmana dikkat et dediler..
Herkes sanki onun şekliyle ilgileniyormuş gibi hissetmeyi öğrendi…
El âlem ne der dedi
Kendini unutmayı öğrendi
Ağır taşı ne yel götürür, ne sel dediler..
Birey olamamayı öğrendi…
Hakaret gördü, susabildi ancak,
Ne istersin denildi, siz ne derseniz o dedi…
Gönlünde ne var denildi, gönlüm gönlünüzdür dedi..
Bir masaya oturdu çay mı içsem kahve mi çok düşündü…
İçse de yanında kocası ve çocukları yokken bunu nasıl yapabilirdi!
Ne kadar da vicdansızdı (!)
Öyle ya hep beraber ya hiçti o…
İçemedi hiç keyif kahvesini bir başına…
Bu yüzden konuşamadı, bu yüzden bağıramadı…
Derin bir hüzün vardı üstünde.
50 yaşında katılırdı yine günlere, ancak sessizce oturabilirdi
Nerden bilecekti ki susturulmuş dilinin hâlâ 10 yaşındaki çocukta takılı kaldığını…
Kendi büyük, ruhu küçüktü çünkü…
O yüzden dâhil olamıyordu içlerine.
Hem içinde hem dışında olmak nasıl bir azaptı onun için…
Kızını dövmeyen dizini döver diye diye
Şefkat çiçekleri soldu…
Birey olamayan kadın yine sorun oldu…
O ezik durdukça daha da ezildi durdu…
Kaliteyi sen nerden belirlersen insanlar sana o kadar değer verirdi oysa.
Eziğim demek sebep, ezilmek sonuçtu.
İçindeki anne babaya inat büyümelisin sevgili hanım hanımcık!
Han’ım ol ama cık mık ekleme ona.
Yoksa hanım hanım yok olursun…
Sen hep var ol, dünyanın sendeki şefkat gücüne hâlâ çok ihtiyacı var..

Mehmet Akif Aydın
Uzm.Psikolojik Danışman

I wanted to give https://pro-essay-writer.com/ them something that would last a lifetime.

Eziklik Psikolojisi

Bazen utanç, bazen suçluluk, bazen yargılanma hissi,
Sıkışmışlık, sıkılmışlık hali
Ama kendi değil, oldurulmuş biri…
O içimizdeki binlercesi, kendi olmaya müsaade edilmemiş biri…

İlkokula başlamıştı başlamasına ama okul faaliyetleri için para istemişlerdi.
Orta halli bir duruma sahiplerdi ancak ilgisiz bir babası vardı..
Vermemişti o parayı…
Kendini sıkça müdür yardımcısının karşısında hesap verir bulmuştu bu yüzden…
7 yaşında kendinden menkul olmayan suçluluğu böylece defalarca kez tatmıştı..

Her ay hademe parası da istenirdi, onu da göndermezdi insafsız babası,
Bu yüzden çokça ismi anılmıştı para getirmeyenler listesinde..
Okul müdürü, veli ile çözemediğini çocukla çözebileceğini düşünmüştü belki de
Belki müdürlükten anladığı buydu..

Yerli malı haftasında kardeşiyle bir şey götürememişler ve yine ezilmişlerdi. Son anda annesi kocasından kopardığı parayla bakkala koşmuş ve elleri dolu dolu yetişmişti okula.
Bayram etmişlerdi iki kardeş.
Bugün bunu hatırladığında kendini çok sıkmış ama sonunda hıçkırıklara boğulmuştu.

Derken büyüdü, fakülteyi kazandı ancak kazandığı fakülte ikinci öğretimdi. Babası elin oğlu bedava okuyor, hayatta para vermem okula demişti. İlk kayıt parasını mecburen ve zorla almıştı ondan; ve o gün yemin etmişti babasından bir daha para istememeye.
Bu yüzden okurken geceleri kargoda çalışmıştı. Okul ve cep harçlığını oradan çıkarmaya çalışmıştı.
Hani babayla oğul arasında uçurumlar oluşuyordu ya işte bir nedeni de bu gibi durumlar değil miydi?
Bilet alacak kadar parası olmayınca arkadaşının bisikletiyle okula gidip gelmeye başlamıştı. 7 km lik yoldu her gün gittiği. Ancak bisikleti okula 2 km kala bir yere park ediyordu çünkü arkadaşlarının görmesini istememişti.
O bana bunu anlattığında aklıma Mehmet Akif Ersoy un ‘’ Tabanvay’’ hikâyesi geldi. Her gün trenle Sirkeci’den Halkalı’ya Baytarlık Mektebine gidip gelen bir öğrenciydi büyük şair. Öğrenciler o günlerde 3.mevkide yani en ucuz bölümde yolculuk yaparlardı. Uzun süre Mehmet Akif i trende görmeyen arkadaşları takıldılar ona; herhalde zenginleştin 1.mevkide seyahat ediyorsun diye. O da hayır tabanvayla geliyorum artık demişti. Fatih ten Halkalı ya her gün yaya olarak 18 km yol gitmek gelmek düşmüştü ona da.
Hani yokken çekilirdi ama varken yok olmaktı insana hep acı koyan..
Babalı yetim, anneli öksüz olmaktı insanı yıkan…
Varlıklı fakirlikti insanı çileden çıkaran…
Empatik olamamak veya anlayışsızlıktı aslında insanı ezik kılan..

Konuşurken söz hakkı vermemekti,
Söylediğiyle dalga geçmekti..
Küçük görmekti onu,
İhtiyaçlarını gör(e)memekti eziklik..
Bir çeşit hastalıktı eziklik.

İlacı mı?
Yeterince görebilmek,
Yeterince işitebilmek,
Yeterince hissedebilmek,

Ve en önemlisi ‘’yeterince değer’’ verebilmekti.

Mehmet Akif Aydın
Uzm.Psikolojik Danışman

I asked them to bring to me the hardest to understand concepts from urgent source their other classes.

Hep Dertli Psikolojisi

” Sen gönlünü kış tut bahar çıkarsa bahtına”
” Çok güldük başımıza kötü bir şey gelecek” ( hani hapse girsek gülmek de suça teşvikten kodese..)

# Çocuğun sevincine çok ortak olmayıp üzüntüsünde, hastalığında daha çok ilişki kurulmuşsa, daha çok şefkat gösterilmişse,

# Çocuk güldüğünde şımarıklığı bırak denilmişse,

# Özellikle erkek çocuğu gülümserken ‘karı gibi sırıtma’ denilmişse,

# Babaaa fener şampiyon oldu oleeeyy dediğinde, iyi be dünyayı kurtardınız işsiz adamlar! denilmişse…

Artık içimizdeki bir ses mutlu olma, manyak mısın, dertli olmak daha cazip der..
Öyle ya dertliyken şefkat gelir, ilgi gelir, en sevdiğin pasta gelir, konu gelir komşu gelir;
Şiir yazar şair olursun,
Beste yapar meşhur olursun,
Senaryo yazar altın portakal olursun mutlu olunur mu ya!?..

Bir de çalıyorsa radyonuzdan “Dertler derya olmuş bense bir sandal, devrilip batmıştım boğulmuşum ben” …
Bize ait olmayan ne kadar acı varsa hepsi ile dostuzdur artık..
Hani hiçbir şey yoksa kutup ayıları; o zavallı, o çilekeş, o unutulmuş beyaz pamuklar, onlar o soğuğa nasıl dayanıyorlar deyip hislenmeye başlamışızdır…
– Abi bi git kendisine sor ya ne bileyim üşüyor mu üşümüyor mu!
– Hocam gamsız mı olayım?
– “Ya sev ya terk et” le büyütüldün ya bu tepkini anlıyorum, uçlarda olmasak Allah çarpar bizi..

# Sürekli dertli olmak elimizde kontrol altına alınmış bir parça huzurun gitmesi endişesinden de kaynaklanır.
Hani sen iyiyken dert gelirse mutluluk gider, sen dertliyken dert gelirse vız gelir tırs gider hesabı…

Özetle

Arabeks çocuğum olmasın diyen ebeveynler çocuklarının mutluluğu ile de mutsuzluğu ile de ilişki kurmalı ve her ikisine de abartısız eşlik etmelidirler..

Hocam seni mi kıracaz!
Biz “Arkası gelmez dertlerimin” deyip göbek atan bir milletiz bunu da yaparız yani dert etme..

Mehmet Akif Aydın
Uzm.Psikolojik Danışman

In addition to teaching check over here biology I would help them learn anything else they needed to learn.

Efendi Adam Psikolojisi

O da her bebek gibi ağlayarak doğdu. Onun da gazı kakası oldu. O da 8 aylıkken emekledi 1 yaşında yürüdü 2,5 yaşında asi oldu herkes gibi..
Ama onun bahçıvanı farklıydı bahçıvan çok ahlaklıydı, mantıklıydı, düzenliydi ve kurallıydı. Bu bahçe hep kurallarla yönetilmişti. Bahçıvan yıllarını bu bahçeye vermiş komşu bahçeler dışında uzak bahçelere pek gitmemişti. Çocuk zaman zaman diğer bahçelere gittiğinde engelleniyor ve ona Kırmızı Başlıklı Kızın başına gelenler anlatılıyordu; uzaklaşırsa onu da kurt kapardı.
Arada bir ağaçlara çıktığında yaramazlık yapmaması ve aşağı inmesi konusunda uyarılmıştı. Bahçıvan bilmiyordu ki ağaca çıkmak çocuk için uzaya çıkmaya denkti. Aynı zamanda ağaca çıkmanın zoru başarmak, üniversite kürsüsüne çıkmak, olaylara tepeden bakabilmek, ileri görüşlü olabilmek; kısacası sıradan olmamak gibi durumların temeli olduğunu…
Sonra çocuk serpildi ve birden adı ‘ergen’ oldu. Yıllarca engellenmenin verdiği öfkeyle azıcık çıkıştı bahçıvana. Bahçıvan ona taa çocukluğundan söylediği tavsiyesini yineledi ‘efendi ol seveyim seni’ !! Efendilik prim yapınca o da sessiz ve derinden saygılı ve utangaç biri oluverdi. Öğretmenleri de onu çok beğeniyordu; öyle ya okulda da hiç sorun çıkarmıyordu hep yardımseverdi.
Kimse bilmezdi aslında en derin çatışmalarını içinde yaşadığını o efendinin. Hoş bilselerdi ne olacaktı. Yine efendiliği tavsiye etmeyecekler miydi..
Evet efendi idi ama babasıyla rahat konuşamıyordu,
Efendi idi ama duygularını anlatamıyordu,
Efendi idi ama benim de görüşüm bu diyemiyordu.
Biliriz ki çocuğun sağ beyni sol beyninden önce ve daha hızlı gelişir.
Sağ beyin hayal gücüdür, sağ beyin 3 boyutlu düşünebilmedir, müziktir, ‘büyük resmi’ görebilmektir, risk alır, şimdi ve geleceği kullanır.
Sol beyin mantıktır, detaycıdır, kelimeleri ve dili kullanır, şimdi ve geçmiş odaklıdır, temkinlidir, rutindir, direktiflere uyar.
Yani efendi edilmiş çocuklar sağ beyinleri dumur edilmiş çocuklardır. Oysa yeterince sabretsek sağ beyinden sonra sol beyin zaten gelişecektir.
Bizler acaba hangi ağaçlardan indirdik çocuklarımızı?
Hayal ağaçlarından mı,
Gelecek ağaçlarından mı,
Bilim ağacından mı,
Müzik ağacından mı?

Artık efendi demeyin onlara ne güzel hayal kuramıyor deyin,
Efendi demeyin geleceği göremiyor deyin, Efendi demeyin hep geçmişte kalmış deyin, Efendi demeyin duygularından utanan çocuk deyin.

Ne efendi ne efendi,
Maşallah deyin..

Mehmet Akif Aydın
Uzm.Psikolojik Danışman & Psikoterapist

I helped them discover what their learning style proessaywriting.org/ was.